Kendimizi Ne Kadar Tanıyoruz?
Kendimizi ne kadar iyi tanıdığımızı zaman zaman yeniden sorgulayabiliriz. Bazen düşüncelerimizi ve duygularımızı rahatça ifade ederken bazen kendimizi geri planda tutmayı tercih edebiliriz. Bir ortamda cesaretle dile getirdiğimiz düşüncelerimizi başka bir ortamda söylemekte zorlanabiliriz. Peki, farklı durumlarda ortaya çıkan bu davranışlarımız bize kendimiz hakkında ne anlatır? Kendini tanımak, yalnızca güçlü ve zayıf yönlerimizi bilmekten mi ibarettir, yoksa kendi davranışlarımızın ardındaki duygu ve ihtiyaçları anlamayı da gerektirir mi?
Bu yazıda, bu sorulardan hareketle Virginia Satir’in İçimdeki Yüzler kitabının sunduğu bakış açısından yararlanarak kendimizi, duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı daha yakından anlamayı keşfedeceğiz. Keyifli okumalar!
Virginia Satir ve İçimdeki Yüzler
Virginia Satir, aile terapisi alanının öncü isimlerinden biri olarak insanı yalnızca bireysel özellikleriyle değil, içinde bulunduğu ilişkiler ve iletişim biçimleriyle birlikte ele almıştır. Yaklaşımında kişinin kendisine verdiği değer, duygularını ifade etme biçimi ve başkalarıyla kurduğu ilişkiler önemli bir yer tutar.
İçimdeki Yüzler kitabı da kendimizi ve iç dünyamızı anlamak üzerine düşünmek için bir başlangıç noktası sunuyor. Kendimize dair algımızı, farklı durumlarda ortaya çıkan davranışlarımızı ve başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri düşündüğümüzde, kendimizi tanımanın yalnızca kim olduğumuzu bilmekten ibaret olmadığını fark edebiliriz. Belki de asıl mesele, kendimizin farklı yönlerini fark etmek ve bunları anlamaya çalışmaktır.
İçimizdeki Farklı Yüzler
Kitabın asıl dünyasına adım attığımızda, duygularımızın başrolde olduğu ve içsel çatışmalarımızın bir tiyatro sahnesinde canlandırıldığı bir anlatımla karşılaşıyoruz. Kitaba ilk başladığımda, bir psikoloji öğrencisi olarak anlatımın mantıksal yönüne ve profesyonel diline odaklandığımı fark ettim. Karşıma çıkanları anlamlandırmaya, anlatılanları psikolojik bir çerçeveye oturtmaya çalışıyordum. Ancak ilerledikçe kitabı yalnızca mesleki bakış açısıyla okumadığımı, kendi kişisel deneyimlerim ve farkındalıklarımla da değerlendirebileceğimi hatırladım.
Tiyatro sahnesinde karşıma çıkan duyguları ve tepkileri zihnimde canlandırırken onları kendi düşüncelerim doğrultusunda yeniden anlamlandırdığımı fark ettim. Böylece okuma deneyimim, yalnızca anlatılanları anlamaya çalışmaktan çıkarak kendi iç dünyama da dönüp bakabildiğim bir sürece dönüştü.Elbette, kitap yalnızca tiyatro sahnesinde canlandırılan duygulardan ibaret değil. Ancak henüz başlangıçta beni yakalayan bu kısmı sizinle paylaşarak kitaba dair fazla ön bilgi vermeden, sizi de kendi okuma yolculuğunuza ve kişisel bakış açınızı keşfetmeye davet etmek istedim.
Kendilik Algısı ve Özdeğer
Sizi davet ettiğim bu keşifte içeriği biraz daha derinleştirerek biraz kendillik algısı ve özdeğerden bahsetmek de isterim. Kendimizi tanıma yolculuğunda önemli sorulardan biri, kendimize nasıl baktığımızdır. Kendilik algımız, kim olduğumuza, neleri yapabileceğimize ve başkalarının gözünde nasıl bir yerde durduğumuza ilişkin düşüncelerimizi kapsar. Özdeğerimiz ise kendimizi ne ölçüde değerli gördüğümüzle ilgilidir. Bu iki kavram, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi anlamak açısından önemli bir yere sahiptir.
Bazen kabul görmek, eleştirilmekten kaçınmak ya da bir ilişkiyi korumak uğruna kendi düşüncelerimizi geri plana atabiliriz. Dışarıdan uyumlu görünürken içimizde farklı duygular taşıyabiliriz. Böyle anlarda kendimize şu soruyu sormak anlamlı olabilir: Gerçekten ne hissediyorum ve bunu ifade etmekten neden çekiniyorum?
Virginia Satir’in insanın kendisiyle ve ilişkileriyle kurduğu bağa odaklanan yaklaşımı, bu sorular üzerine düşünmek için bir çerçeve sunar. Kendimizi tanımak, her davranışımızı değiştirmekten önce, davranışlarımızı yargılamadan anlamaya çalışmakla başlayabilir.
Kendimizi Günlük Yaşamda Keşfetmek
Peki, günlük hayatta sözünü ettiğimiz bu kavramlar üzerinden kendimizi keşfetmek nasıl görünür? Günlük yaşamda verdiğimiz küçük tepkiler, kurduğumuz ilişkiler ve ifade etmekte zorlandığımız duygular da kendimiz hakkında önemli ipuçları taşıyabilir. Örneğin, istemediğimiz hâlde bir teklife neden evet dediğimizi ya da bizi rahatsız eden bir durumu neden dile getiremediğimizi hiç düşündük mü?
Bu tür durumları yalnızca birer alışkanlık olarak görmek yerine, o anlarda neler hissettiğimizi ve nelere ihtiyaç duyduğumuzu, İçimizdeki Yüzler kitabından edindiğimiz farkındalıklarla anlamaya çalışabiliriz. Bu süreç teorik olarak kulağa kolay ve kısa sürede tamamlanabilecek bir yolculuk gibi gelse de gerçek yaşamda bütün duygularımızı hemen çözümlemek mümkün olmayabilir. Bazen yalnızca ne hissettiğimizi fark etmek bile kendimizi daha yakından tanımak için önemli bir başlangıçtır.
Sonuç: Kendimizle Yeniden Tanışmak
Kendimizi tanımak, bir kez tamamlayıp geride bırakabileceğimiz bir süreçten çok, yaşam boyunca devam eden bir keşif yolculuğudur. Virginia Satir’in yaklaşımı ve İçimizdeki Yüzler kitabından hareketle düşündüğümüzde, kendimizin farklı yönlerini fark etmek, duygularımızı anlamaya çalışmak ve kendimize karşı daha anlayışlı olmak bu yolculuğun önemli parçaları hâline gelir. Kitaptan örnek bir satırla: ”Bir hayatınız var, sadece bir tane ve bu sizin hayatınız. Mimarı sizsiniz.Her mimar birbirinden farklı malzemelerle çalışır ve sizin kendi malzemeniz, sizsiniz, şu dünyada kendisi gibi başka hiç kimse olmayan siz.”
Belki de kendimizi tanımak, içimizdeki bütün yüzleri değiştirmek değil, onların ne zaman ve neden ortaya çıktığını anlamaya çalışmaktır. İçimizdeki yüzler, bunu mümkün kılmamızı sağlayacak kaynaklarımız olabilir.
Yazan: Zeynep Erva Durgut




